MÜHÜR DERGİSİ

YOKLUK SULARINDA GÖVEREN VARLIK: ŞİİR

Hilmi HAŞAL

 

 

Doğaya ve yaşama, evrenin hallerine bakmak, sanatın olağan yükümlülüğüdür. Sanatın belleği, zamanın büyülü arşividir dense yanlış olmaz o nedenle. Büyülü arşiv, anlam arayışı yolunda ışığa çıkardığı, yanıtladığı sorularla, sonsuz hazine kılmaktadır kendini. Ne var ki insanlığın birikimi, evrim serüveninin ulaştığı nokta, soruların çokluğundan bulanıklaşıyor zaman zaman: Göz gözü görmüyor! Ya da öyle sanılıyor! Soruların amansızca ağırlaşması, ruhumuza ve kanımıza yürümesi, körlüğümüzü ilerletiyor. Her bireyin; “Işık! Biraz daha ışık…” diyeceği an gelip çattığında, artık iş işten geçmiş olacaktır. O kesin! Bilinç korkuları diri tutuyor! Korku bilgisiyse, bilgilerin en etkilisidir, en üretkeni.

 

Algılanan, sezilen ‘son’ gerçekliği yaklaştıkça, ‘anlam’, varlığın özünden çıkıp yokluğun vaadine kapılıyor. Vadisine… Öylelikle insanlığın düş kurma arzusu ve eylemi, yeni sanatsal yaratımlara yöneliyor. Serüven, sorular, ‘yokluk’ endişesiyle ‘varlık’ arıyor... Varlık, somut dünya, duyumsanan dünya; bireyin kutsayıp anlam kıldığı yaşantı, ‘değer’ yatağını oluşturduğu evrendir. Anlam, sonsuzluktan, bilinmezlikten göz kırpıyor hiç durmaksızın. Yaratım derdine düşmüş bireyin aklını ve gönlünü çeliyor. Soruların ve sorunların yanıtsızlık girdabıdır, sanatçı bireyin cehennemi de, cenneti de... Döngü, dünden yarına ölümsüzlük taşıma iddiasını koyuyor ortaya, ‘şimdi’de bıraktığı tohumla: Yapıtla, eserle… Sanat yapıtındaki güzellikle ve iyilikle bezenmiş gerçeklik, gölgesi bile olgunlaşacak meyvedir. Adeta kutsanmış yeni varlıkta, o estetik nesnede sürüp gitmek üzere tasarlanmıştır çünkü değeri...

 

Sanatsal bir yapıt üretmekle, olana rağmen, olandan kaynaklı “sanal verim” yöntemi geliştirilmektedir. Yeryüzünün kalabalık yapıt (eser) hanesine bir yenisi katılır. Tasarım, kurgu, söz konusu gizemli cevher yapıda göveren “anlam” yüceltilerek sunulur. Bir tür yanıt yerine sürülür yaşama… Dünyaya! Paylaşılır. Zira yaşam, insanla ve insana ait durumlarla biçimlenir. Biçimlenmeden yansıyan sancı veya sevinç huzmeleridir zamanın izi. Biz, şiir diye okuruz o izi… Sanat, insandaki sanat algısını besleyen, imgesel üremeyi emziren sürekliliktir. Aynı bağlamda denebilir ki şiir, aklın ve ruhun sunduğu süttür. Doğallıkla, sanatların anası bellenmesinin asıl gerekçesi ve özüdür.

 

Evet, şiir, yaşamı yoksunluktan ve yoksulluktan sakınan sanatların anasıdır ve hiçbir maddi araçla ölçülemez. Açıklanamaz, ödüllendirilemez, cezalandırılamaz... Aynı gerekçe, “edebiyatın akçalı karşılığı, yani maddi ölçütü yoktur” yargısını bugünlere getirmiş. Toplumsal hegemonya mağduru bireyin, yaratım dürtüsünü, haklı ve elzem ama “para etmez” göstermiştir. Şimdi ne dense, edebiyatla sermaye (kapital, ekonomik varlık) arasında yakınlaştırıcı, dengeleyici bir bağ kurulamaz o nedenle. Edebiyatın aktığı nehrin yatağını hiçbir sermaye dolduramaz, akışını da durduramayacağı gibi. Kendinden yana çeviremez! Edebiyat, sanat, hiç değilse yaratım sürecinde dokunulmazdır. Ancak dolaşım evresine müdahale edilebilir ama yine de etkisi önlenemez.  Örnek mi? Bir sermaye devi ‘holding’ çökebilir, iflas edip

(DEVAMI DERGİMİZDE)

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazilmistir
« Önceki - Sonraki »